Looking for my page in English? Please Click Here | İngilizce Sayfama Erişim Neden Yasaklı? |

N. Emrah Aydınonat kimdir?

 



Metro Çalışması!

Bir arkadaşım, şöyle bir hikaye anlatmıştı:
Bir gün, otomobilin biri, İstanbul'daki banliyo hattı üzerinden
geçerken, tam rayların üzerinde 'stop' etmiş. Tren bunun üzerine (muhtemelen bir uyarı üzerine) durmuş ve trende şöyle bir anons yapılmış:


"Beyler raylarda araç kalmış, hadi inip bir el atın da yolumuza devam
edelim."


Bunun üzerine yolcuların bir kısmı inmiş, aracı itmiş ve tren yoluna
devam etmiş.


Bu hikayeyi ilk dinlediğimde pek inanmamıştım, ta ki aşağıdakini seyredene kadar:

posted by N. Emrah AYDINONAT @ 9:13 AM, ,




İstanbul'u neden seviyoruz?

Haftasonu şöyle bir Nevizade ziyareti yapalım, İstanbul'un kokusunu alıp bir şeyler atıştıralım dedik. Nevizde'de tercih ettiğimiz iki mekan var: Demgah ve İmroz. Ben İmroz'u daha çok seviyorum, sanırım Yonca da Demgah'ı. Her neyse, Nevizade'de nerede oturursanız oturun, misyonunuzu tamamlayıp lakerdaları lüplettikten, favayı, börülceyi sindirdikten ve geceyi sonlandırmaya karar verdikten sonra kesinkes bir şey sizin geceyi tamamlamanıza engel olur. Engel olmasa da en azından kararınızı gözden geçirmenize sebep olur.

İşte bu haftasonu, bir kez daha, Nevizade'den hemen uzaklaşmamızı engelleyen bir şey oldu. Tam kalkmış, taksi durağına gitmek üzere Nevizade'nin çıkışına doğru ilerliyorduk ki, yeri göğü dolduran bir müzik sesi geldi kulağımıza. Nevizade'nin çıkışındaki Adres barda, tam sokağın ortasında bir grup müzisyen Türk Sanat müziğinin en nadide eserlerini seslendiriyordu. Mecburen durduk. Hemen oraya oturduk ve dinlemeye koyulduk.

Ben, durumu belgelemek için müzisyenlerin yanına gittim ve fotoğraf çekmek için izin istedim. Aşağıdaki fotoğrafın sağındaki beyamca bana fotoğraf çekme iznini verdi ve ekledi "Benim fotoğrafımı iyi çek. Bak ben Şakşuka'nın babasıyım!"


Fotoğrafı çektikten sonra yerime döndüm ve bir süre daha bu sürpriz konseri dinledik. Sokaktan geçenler de bizim gibi önce duruyor. Sonra biraz düşünüyor. En sonunda da Adres barın sandalyelerinden birini çekip oturuyorlardı. Mekan yavaş yavaş kalabalıklaşırken konser sona erdi. Hesabı istedik, garsona her gece müzik olup olmadığını sorduk. Garson, bir süredir haftada bir iki gün çaldıklarını söyledikten sonra ekledi "O sağdaki var ya, Şakşuka'nın babası!"

Bu adamın, Şakşuka'yı söyleyen enteresan kişiliğin babası olup olmadığını bilmiyoruz ama Nevizade'nin her zaman bir sürprize gebe olduğunu iyiden iyiye öğrendik.

İşte biz, belki de, İstanbul'un bu sürprizkar tarafını seviyoruz. Ne zaman, nereden, ne çıkacağını bilemediğimiz için sürekli şaşırıp, yeniden bu şehre karşı merakla doluyoruz. Ankara'da bu tür sürprizler nadiren yaşanır. İstanbul'da ise bunlar olağan şeyler. Sokakta yürürken bir kaç kişi aniden "Bir başka huzur almaya geldik" diye şarkı söylemeye kalkarsa şaşırmayın, siz de katılın, huzura ortak olun. (Ama yine de çok fazla gevşeyip cüzdanınızı ya da çantanızı kaptırmayın!)

Son olarak, eklemek gerekir ki, yukarıda bahsi geçen müzisyenler harika çalmıyorlardı, doğru dürüst bir ses düzeni falan da yoktu. Burada bizim takıldığımız, hiç hesapta yokken sevdiğimiz şarkıların sokak ortasında çalınıyor olmasıydı ki gerçekten de bizim gibi birçok kişiye birlikte Adres barın oltasına takılıp kaldık.

posted by N. Emrah AYDINONAT @ 12:43 PM, ,




Mükemmel Şeyler: Bach'ın Viyolensel Suitleri

Bu yazıyı okurken dinleyin:


Bazı şeyler mükemmeldir. Onları gördüğünüzde, duyduğunuzda sadece ve sadece hayran kalırsınız. Keşke burası da şöyle olsaymış gibi bir fikir gelmez aklınıza. İşte o mükemmel şeylerden biri: Bach'ın Viyolensel (Çello) Suitleri.

Sabahları okula, Siyasal'daki odama vardığımda, eğer herkesten önce geldiysem ve koridorda rahatsız olabilecek kimse yoksa, hoparlörlerin (haut-parleur) sesini iyice açıp Bach'ın Viyolensel Suitleri'ni dinlemeye koyulurum, Hüseyin ya da Osman'ın getirdiği kahve eşliğinde. Viyolenselin sesi koridorda yankılandıkça sanki bütün insanlık benimle birlikte bu deneyime ortak oluyormuş gibi gelir, gururlanırım: hem homo sapiens sapiens böyle bir şey üretmiş olduğu için hem de bu muhteşem şeye ortak olabildiğim için. Güne ısınırım böylece, trafikte biriktirdiğim gerginliği atarım, e-posta kutumu kontrol ederim, sonra da gün içinde maalesef bu kadar mükemmel bir şey yapamayacağımın bilinciyle işe-güce bazen de Feridun hocayla sohbete koyulurum. Ama neresinden bakarsanız bakın sabah işe Bach'ın Viyolensel Suitleri'ni dinleyerek başlamanın kendisi zaten mükemmel bir iş. Öneririm.

Viyolensel Suitlerini dinlediğim başka durumlar da var elbet. Misal şu anda dinliyorum. Ama en çok Yonca'yla birlikte dinliyoruz. Onunla daha da bir güzel oluyor bu mükemmel eserler. Eğer bugüne kadar dinlemediyseniz hemen bir yerden bulup dinleyin. Pişman olmayacaksınız.

İnternetten dinleyip fikir sahibi olmak isterseniz buraya tıklayın.

Otoriteler bu eserlerin en güzel yorumunun Pierre Fournier'a ait olduğunu düşünüyorlar. Eğer CD'sini almayı düşünüyorsanız Dutschegrammophon'dan çıkan yorumu bulmaya çalışın: JOHANN SEBASTIAN BACH 6 Suites for Solo Violoncello BWV 1007-1012, Pierre Fournier, CD ADD 449 711-2 GOR 2 2 CD

Gereksiz Malumat: Cep telefonumun sabah alarmının Bach Solo Viyolensel için Suit No.1 in G, BWV 1007 Prelude olduğunu biliyor mudunuz?



Siz de dinleyin:





posted by N. Emrah AYDINONAT @ 11:58 AM,